BALKANLARDAN
TÜRKİYE'YE GELEN GÖÇLERİN NEDENLERİ
Uluslararası Göç ve Türkiye
Türkiye'ye yönelik değişen göçün başlangıç tarihini her ne kadar 1980'ler
olarak belirlememiz uygun olsa da, 1990'larda globalleşmenin hızlanmasının
getirdiği ekonomik problemler hem de Soğuk Savaş'ın bitişiyle artan etnik
çatışmaların etkisiyle Türkiye birden kendisini büyük boyutlu ve genelde
insanların göç etmeye zorunlu kaldığı bir bölgenin ortasında buldu. Türkiye
tarihi olarak aslında göç olgusuna yabancı olmasa da Türkiye'ye yönelen
göçün hem geldiği yerler hem de göç nedenleri açısından bir farklılaşmaya
uğradığını görmekteyiz. Önceki dönemlerde yoğunluklu olarak dini, etnik,
tarihi ve kültürel olarak bağlarımızın olduğu topluluklar Türkiye'ye gelirken,
son dönemlerde bunlar belirleyici kriter olma özelliklerini kaybetmişlerdir.
Sovyetler Birliği'nin, Yugoslavya'nın çözülmesi ve Körfez Savaşıyla ortaya
çıkan Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu'daki çatışmalarda milyonlarca insan
yerinden oldu ve Türkiye bundan çok etkilendi. Çoğunlukla zorunlu göçün
kapsamına giren bu göçmenler, sığınmacılar, yasadışı göç edenler, transit
geçiş yapanlar Türk dış politikasından iç politikasına, ekonomisine ve
toplum yapısında kadar birçok şeyi etkilediler.
Çatışmaların yönlendirmesinin yanı sıra, Türkiye çevre ülkelere göre
ekonomik olarak daha avantajlı görülüp, özellikle Doğu Bloku ülke vatandaşlarının
çalışmak ya da ticaret yapmak amacıyla seçtikleri bir ülke olmaya başladı.
Bunlar ek olarak öncelikle ekonomik nedenlerle, sonrasında da ülkelerinde
gördükleri siyasal baskılar sonucu göç eden birçok Asya ve Afrika kökenli
göçmen Türkiye'ye gelmeye devam etmektedir. Bu tür göçmenler genel olarak
yasadışı göçmen statüsüne girdikleri için bunları çalışmamın ilerleyen
bölümlerinde ayrı bir başlık altında değerlendireceğiz.
Konuyla ilgili yasalar uyarınca bir yabancının T.C vatandaşlığına başvurusunun
kabul edilmesi için en az altı aylık ikameti ve Bakanlar Kurulu onayı
gerekmektedir. Uluslararası anlaşmalara göre (1951 Cenevre sözleşmesi,
1967 Ankara Protokolü), Türkiye'nin kendisine sığınan göçmenlere uyguladığı
2 ayrı statü bulunmaktadır. Uluslar arası sözleşmelere göre batıdan gelenler
"mülteci" yani vatandaşlığa geçebilir, doğuda gelenler ise "sığınmacı"
yani bir başka ülkeye iltica edene kadar Türkiye'de ikamet edebilir konumda
bulunmaktadır. Uygulamada ise özellikle Iran ve Irak'tan olmak üzere doğudan
gelen pek çok kişinin bir üçüncü ülkeye iltica etmeksizin Türkiye'de kaldığı
ve TC vatandaşlığına geçenlerin de azımsanmayacak kadar çok olduğu görülmektedir
.
Türkiye'nin dışarıdan gelenlere uyguladığı bir başka statüde serbest
göçmenliktir. Bulgaristan, Eski Yugoslavya ve Romanya başta olmak üzere
dağılmış bulunan Türk kökenli ailelerin Türk topraklarında bir araya gelmeleri
amaçlanmıştır. Bu statüye Balkan ülkelerinde azınlık durumunda olan -özellikle
Bulgaristan'da yoğun olarak bulunan - Türklerin, bulundukları ülkelerde
baskıya maruz kalmaları sonucu Türkiye'ye çoğunlukla toplu göç etmeleri
durumunda da başvurulmuştur. Fakat Türk kökeninin ve kültürünün tanımlanmasında
net bir kriter mevcut değildir.(6) Hangi grubun Türk sayılacağı konusunda
Bakanlar Kurulu görevlendirilmiştir. Bu bağlamda tarihte Türk kökenli
olmayan Pomaklar, Çingeneler, Arnavutlar gibi birçok Türk olmayan toplulukta
bu statüden yararlanmıştır.
Balkanlar'dan Göçler
Balkan ülkelerindeki azınlıklar ve azınlıkların Türkiye'ye zorunlu göçü
Türkiye'nin Balkan politikasının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Oradaki
Türk kökenli insanları göz önüne almadan Türkiye Balkan politikaları üretemez.
Türk azınlıkların bulunduğu her yerde böyle bir zorunluluk mevcutken bunun
kendisini hissettirdiği en önemli bölge Balkanlardır.
Yunanistan ve Bulgaristan'da yaşayan Türk azınlıklara yönelik hükümet
politikalarının Türk-Yunan ve Türk-Bulgar ilişkilerinin seyrine paralel
bir gelişme göstermesini ikili ilişkilerde tarihin bir kuralıdır. (7)
Her alanda dostluk havasının egemen olduğu yıllarda azınlıklarda en rahat
dönemlerini yaşamış, zorunlu göç yavaşlamış hatta durma noktasına gelmiştir.
Örneğin 1950-51 dönemi Türkiye'nin Batıyla yakınlaşması ve Bulgaristan
üzerinde Sovyetlerin etkisinin artması gibi nedenlerle Bulgaristan'daki
Türk azınlık için kriz dönemi olup,Türkiye'ye yönelik en büyük göçlerden
biri yaşanmıştır. Aynı dönemde II. Dünya Savaşı ve iç savaş sırasında
Atina'ya bağlılığını gösteren Batı Trakya Türkleri için rahat nefes alma
dönemidir. (8) Bu dönemde Batı Trakya Türkleri eğitim hakları ve kültürel
haklar kazandılar. 1955'te Kıbrıs sorunuyla başlayan gerginlik döneminde
azınlıklar koz olarak kullanılıp, göçe zorlandı. (Ekteki listede de bu
dalgalanmaları görmemiz mümkün olacaktır. )
Çalışmamızda özellikle vurguladığımız 1990'dan sonra, Balkanlardaki Türk
azınlıkların görece olarak özgürlüklerinin artması, tarihi kökenlerin
çok derinlere uzanmasından, sayılarının azalmasından ve bulundukları ülkelere
tam bağlılıklarını sağlamalarından dolayı Türkler, tüm dünyada yükselişte
olan ve göçlerin en önemli nedenlerinden olan mikro milliyetçilikten etkilenmediler.
Yapılan bu büyük göçler sonucunda Türkiye'ye yerleşen vatandaşlarımız
hakkındaki bilgiler ve bu göçlerin doğurduğu sonuçlar için tıklayınız.
|