BALKANLARDAN
TÜRKİYE'YE GÖÇLER
a. Yunanistan
Cumhuriyet döneminde Yunanistan'dan Anadolu'ya en büyük göç, 1923'te
Yunanistan'daki Türklerle, Anadolu'daki Rum halkının mübadelesidir. Her
ne kadar iki hükümetin rızalarıyla gerçekleşmiş olsa da mübadele olayında
halk tarafından bakacak olursak, bu bir tür zorunlu göçtür. İnsan hakları
ve mülkiyet hakları bir ölçüde askıya alınmış, mübadele sırasında bir
çok gerginlik yaşanmıştır.
Lozan Barış antlaşması kapsamında kurulan Muhtelit Mübadele Komisyonun
hazırladığı antlaşma metni, 10 Kasım 1923'te yürürlüğe girmiştir. Bu değişim
sonucunda 100 bin Rum Yunanistan'a gitmiş, yaklaşık 100 bin aileye mensup
400 bin Türk'te Anadolu'ya göç etmiştir.
Mübadele hakkındaki tartışmalar ve suçlamalar hala devam etmektedir.
Rumların bu konudaki iddiaları şu şekildedir: göç sırasında çok fazla
ölüm olduğu, göçün zorunlu oluşu ve göç edecekleri belirlerken tek ölçütün
din oluşu bu yüzden de istem dışı bir şekilde İslamiyet'e yönelerek din
değiştirme yoluna gidenlerin olmasıdır.
Lozan Barış Antlaşması'yla ayrıca Batı Trakya resmen Yunanistan'a bırakılırken
burada kalan Türk azınlığında hakları garanti altına alınmıştır. Batı
Trakya Türk toplumunun hakları Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan
1926 Atina, 1930 ve 1933 Ankara, 1952 Türk-Yunan Kültür, 1968 Türk-Yunan
Kültür Protokolü anlaşmalarıyla da pekiştirilmiştir.
Tüm bunlara rağmen mübadeleden sonra Yunanistan etnik olarak homojen
bir ülke olduğunu iddia etmektedir. Tek bir azınlığı tanımaktadır ki bu
da etnik kökene değil, dini farklılığa göre yapılmakta olup, Müslüman
bir azınlıktan bahsedilmektedir. Ülkedeki Müslümanlar Türkler ve Pomaklardır.
Bu tür bir politika izlenmesinin amacı azınlık tanımlamasının getireceği
hak ve özgürlükler taleplerinin önünü kesmektir. Yunanistan 1923 ten bu
yana Türkleri göçe zorlama, bu sağlanamadığı takdirde de onları asimile
etme politikaları izlemektedir.
Mübadeleden sonra en yoğun göç, Kıbrıs krizi sonrasında baskıların artmasıyla
olmuştur. Aslında bu konuda çok değişik kaynaklar farklı rakamlar gösteriyor
olsa da yaklaşık olarak 1934-1960 yılları arasında 23,788 göçmenin Türkiye'ye
geldiği söylenmektedir. Bu tarihten sonra daha çok iltica etmek suretiyle
Türkiye'ye gelenler veya Türkiye'de ikamet etmekte iken Yunan yönetimince
Türk oldukları için vatandaşlıktan çıkarılanlar olmuştur. 1960-1980 döneminde
iltica veya vatandaşlıktan çıkmak suretiyle Türkiye'ye gelen Batı Trakya
Türk'ünün 20.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 1980'den sonra
1200 civarında iltica olmuş, birkaç binde pasaportla ikamet ederken Yunan
vatandaşlığından silinmiştir. (9)
1982 sonrası Türk azınlık daha bilinçli ve örgütlü şekilde haklarını
aramaya başlamıştır. Yapılan tahminlere göre bugün Yunanistan'da yaşayan
Türklerin sayısı 300 bin dolayında olup, 250 bine yakını Batı Trakya'da
ikamet etmektedir. (10)
b. Bulgaristan
Türk azınlığın en yoğun olduğu Balkan ülkesi Bulgaristan'dır. Cumhuriyet
döneminde Türk-Bulgar ikamet sözleşmesiyle göçler bir süre düzene girmiş,
dostluk anlaşmasıyla da Türklerin hakları güvence altına alınmıştır. İkamet
sözleşmesiyle Bulgaristan'dan gelmek isteyenler Türkiye'ye serbestçe göç
etmişler ve mallarını tasfiye etmişlerdir. 1923-1939 döneminde toplam
198.688 göçmen soydaş gelmiştir.
II.Dünya savaşını izleyen yıllarda da göçler devam etmiş ancak Bulgaristan'ın
yurtdışına çıkışları hemen hemen yasaklamasından dolayı yıllık ortalama
ancak 2100 göçmen gelebilmiş, gelenlerin çoğu da pasaportsuz olarak kaçmıştır.
Aslında göç talebi çok yüksek olsa da1939-1949 arasında sadece 21.353
kişi Türkiye'ye gelmiştir. Bu dönemdeki göç talebinin nedeni Bulgaristan'daki
iktidar partisi Komünist Partinin Türkler üzerindeki politik, kültürel
ve dinsel baskısıdır. Köylü Türklere ağır vergiler getirilmiş, ürünlerinin
büyük bölümünü devlete vermeleri için baskı yapılmıştır.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye en yoğun göç olayı 1950'lerin başlarında yaşanmıştır.
10 Ağustos 1950 de Bulgaristan Türkiye'ye nota vererek 250 bin Türkün
gönderileceğinin 1925 tarihli anlaşmaya dayanarak bunların 3 ay içerisinde
kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir. İki ay içerisinde 150.000-155.000
Türk, Bulgaristan'dan ayrılmış, Türkiye ikinci ayın sonunda sınırı kapatmak
zorunda kalmış, ancak aradan iki ay geçtikten sonra vizesi olanlar için
sınırı yeniden açma kararı almıştır. 30 Kasım 1951'e kadar 154, 393 kişi
Türkiye'ye gelmiştir. Bulgaristan'ın Türk azınlığı göçe zorlamasının nedeni
Türkiye'nin Batıya yakınlaşmasının Bulgaristan'ın saflarında olduğu Rusya'yı
rahatsız etmesi ve Bulgaristan aracılığıyla Ankara'ya baskı uygulama politikasıdır.
Görüldüğü üzere Balkanlardan Türkiye'ye yönelen zorunlu göçler tamamen
siyasi konjonktürün ürünüdür.
1951 de Stalin'in ölümüyle de bağlantılı olarak, Bulgaristan'da bir yumuşama
görülmüş, bu sürede göçler yavaşlamış, 1952-60 yılları arasında sadece
93 kişi göç etmiştir.
1950-51 döneminde Bulgaristan'dan gelenlerin yakınları orda kalmış ve
parçalanmış aileler oluşmuştur. Bu ailelerin birleştirilmesi amacıyla
21 Ağustos 1966'da Türk-Bulgar ikili bildirisi yayımlanmış, Mart 1968'de
"Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması" imzalanmıştır.
Bu kapsamda 1968'den 1979'a kadar 120.000 soydaş Türkiye'ye gelmiştir.
Bulgaristan'ın "sosyalist tek ulus devlet" kurma projeleri
dahilinde 1980'lere gelindiğinde asimilasyon kampanyaları hız ve şiddet
kazanmıştır. Asimilasyon politikası geleneksel Türk kıyafetlerinin giyilmesinin
yasaklanması, kamuoyuna açık yerlerde Türkçe konuşulmasının yasaklanmasıyla
başlayıp, 1984-85 arasında Türklerin isimlerinin zorla Bulgar isimleriyle
değiştirilmesi, Türklerin dini ibadethanelerine gitmelerine izin verilmemesi,
bazılarının kapatılması, çeşitli baskı uygulamaları şeklinde devam etmiştir.
Verilen demeçlerde Bulgaristan'da Türk olmadığı iddia edilmeye başlanmıştır.(11)
Bulgaristan'ın asimilasyon politikası uygulamasının nedenleri olarak
demografik nedenler; Türk nüfusunun Bulgar nüfusundan daha hızlı artması,
Kıbrıs sendromu; ülkedeki Türklerin Sofya'ya karşı kullanılması korkusu,
stratejik nedenler; Türkiye'ye yakın yerlere Bulgarları yerleştirme isteği,
Bulgaristan'daki iç nedenler, Bulgar ulusunun oluşum süreci, muhtemel
Sovyet etkisi sayılabilir. (12)
20-21 Mayıs 1989'dan itibaren, Bulgaristan'daki Türklerin direnme hareketleri
yoğunlaşmıştır. Kuzey Bulgaristan'dan başlayarak, Türkler kendi aralarında
örgütlenerek uygulanan baskı rejimine karşı açıktan direnişe geçmişlerdir.
2 Haziran 1989'da Devlet Başkanı Todor Jivkov eğer Türkiye kapıları açarsa,
pasaport verileceğini Türklerin gidebileceğini söylemiştir. 500 bine yakın
Türk pasaport için başvurmuştur. Bunun üzerine II. Dünya Savaşı sonrası
Avrupa'daki en büyük göç olayı yaşanmıştır. Vize uygulamasının kalktığı
2 Haziran - 22 Ağustos 1989 arasında toplam 311.862 Türk, Türkiye'ye gelmiştir.
Vize uygulamasının başladığı 22 Ağustos 1989-Mayıs 1990 arasında 34.098
soydaş vize alarak Türkiye'ye geçmiştir.
Bulgaristan pasaport almadıkları takdirde, 6 ay içerisinde geri dönerlerse
Türklerin Bulgar vatandaşı olarak kalacaklarını, istediklerinde geri gelip
gidebileceklerini, ailelerini gönderebileceklerini, mal-mülk ve paralar
ile sosyal haklara sahip olabileceklerini bildirdi. Böylece Haziran 1989
dan, Mayıs 1990 a kadar geri dönenlerin sayısı 133,272 olmuştur. Böylece
Türkiye'de kalanlar 212,688'dir.
Todor Jivkov'dan sonra Bulgaristan, Türk azınlığın haklarını yeniden
tanımıştır. Böylece ilişkiler daha sıcak bir döneme girmiş, yasadışı olarak
gelenler ve aile birleşmeleri dahilinde gelenler dışında göç olayı durmuştur.
c. Eski Yugoslavya
1920'lerde yaklaşık 150 bin Türkçe konuşan Müslüman, çoğunluğu Makedonya'da
olmak üzere Eski Yugoslavya'da yaşamaktaydı.1923-1933 yılları arasında
yaklaşık 110 bin göçmen Türkiye'ye gelmiştir. II. Dünya Savaşı esnasında
ve sonrasında göç durmuş hatta yönetim tarafından engellenmiştir. (13)
1950'lerde Yugoslavya'dan serbest göç başlamış, 1952-67 yılları arasında
tamamı serbest göçmen olarak yaklaşık 175,392 kişi gelmiştir. II. Dünya
Savaşı'ndan sonra Yugoslavya'daki Türklerin tam nüfusunu belirlemek güç
olmuştur, çünkü politik atmosfere göre Türkler kendilerini Pomak veya
Arnavut olarak tanımlamışlardır. 1970 ve 80'lerde 4500 den daha az göçmen
gelmiştir.
Eski Yugoslavya'dan en yoğun göç Bosna-Hersek savaşı sırasında yaşanmıştır.
Fakat Balkanlardan gelenlerle karşılaştırdığımızda farklı bir nitelik
arz etmektedir. Çünkü Bosna-Hersekli Müslümanlar yani Boşnaklar, Slav
asıllı olup sonradan Müslümanlaşmış bir topluluktur. Fakat bir süre Osmanlı
hakimiyetinde yaşadıkları için Türkleri tanımaktadırlar.
1991 yılı ortalarından sonra çeşitli Avrupa ülkelerine Bosna-Hersek'ten
göç etmek zorunda kalan savaş mağduru veya tehdit altında kalan insanlar
olmuştur. 1992 den bu yana Türkiye, ortak kültürel geçmişin varlığı ve
"Müslüman ülke" olması nedeniyle Boşnakların "güvenli yer"
olarak sığınma talebinde bulundukları ülkeler arasında yer almaktadırlar.
Türkiye'ye yaklaşık 20.000 kişi gelmiştir. Avrupa ülkelerine kıyasla Türkiye'deki
sığınmacı sayısı çok yüksek olmamakla birlikte "geçici sığınma statüsü"
içinde yerleştirilmeleri sağlanan Bosnalı göçmenlerin bir kısmı Türkiye'de
kalmayı ve vatandaş olabilmeyi istemektedirler.(14) Savaşın bitiminden
sonra Türkiye'deki Boşnaklar Mayıs 1996 dan itibaren ülkelerine dönmeye
başladılar. 121 kişilik ilk grubu kısa sürede 2000 kişilik bir grup izledi.
Görüldüğü gibi daha önceden Balkan ülkelerinden gelenlerden farklı olarak
Boşnakların hem geliş nedenleri (savaş), hem nitelikleri(Müslüman oluşları
ama Türk olmamaları), hem değerlendirildikleri statü (sığınmacı), hem
de beklentileri (Türkiye'yi nihai hedef olarak değil, başka ülkelere geçmek
için bir basamak olarak görmüşlerdir.) farklılık arz etmektedir. (15)
d. Romanya
1930 sayımlarına göre Romanya'da 176.931 Türk ve Tatar, 105.750 Gagavuz,
Hıristiyan Ortodoks Türk yaşamaktaydı. Bunların çoğu Bessarabi ve Dobruca'da
yaşıyordu. 1930'larda, Romanya ve Türkiye arasındaki anlaşmaya göre 117.095
Türk ve Tatar Türkiye'ye göç etti. II. Dünya Savaşı sırasında da 4201
kişi daha göç etti.
1992 sayımlarında Türk nüfusunun 54.181 olduğu belirlenmiştir. Romanya'dan
göçü daha az olmasının sebebi Türk toplumuna göreceli olarak daha özgürlükçü
bir ortamın sağlanıp, kültürel ve azınlık haklarının tanınmasıdır.
Doğu bloğunun çöküşüyle Romanya'dan göçün de şekli değişmiş, Türk göçünün
yerini ticaret yapmak ve çalışmak için Türkiye'ye Romanya vatandaşlarının
yasadışı göçü almıştır. Romen vatandaşlar tekstilden, turizme, ev işlerine,
fuhuşça kadar çeşitli sektörlerde izinli veya izinsiz çalışmaktadırlar.
Türkiye'yi seçmelerindeki en önemli faktörler hem Türkiye'nin vize uygulamasının
olmaması hem de Türkiye'ye ulaşımın kolay olmasıdır.
|